Genel Yazarlar

Beka Masalı, Diploma İflası

Merhaba değerli okuyucular,

Siyasi iktidar uzun süredir “beka” kavramını dilinden düşürmüyor.
Ancak bugün Türkiye’nin karşı karşıya olduğu asıl beka sorunu, yüksek sesle dile getirilen söylemler değil; dış politikada yaşanan itibar ve güven kaybıdır.

Gelinen noktada Türkiye’nin neredeyse hiçbir komşusuyla sağlıklı ve sürdürülebilir bir ilişki yürütemediği açıkça ortadadır. Bu tablo, dış politikanın başarı değil, alarm verdiğini göstermektedir.

Hatırlayalım…

Suriye’de yönetim değiştiğinde dönemin Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın yeni yönetime sembolik hediyeler verdiği görüntüler servis edilmişti. Ancak dün Şam’da yaşananlar, sembollerin gerçek diplomatik ağırlık taşımadığını bir kez daha ortaya koydu. Basın toplantısı sürerken, “toplantı bitmiştir” uyarısıyla sözün kesilmesi, Türkiye’nin Suriye’deki diplomatik etkisinin ne kadar sınırlı hale geldiğinin göstergesi olarak kayda geçti.

Yıllarca hamasi söylemlerle dile getirilen “Kerkük 82, Halep 83” türü ifadelerin, sahada ve masada bir karşılığı olmadığını artık herkes görüyor. Diplomasi sloganla değil, ciddiyetle yürütülür.
Daha vahimi ise iktidarın bu gelişmeler karşısında derin bir sessizliğe gömülmesidir. Sessizlik bazen diplomatik tercih olabilir; ancak sürekli hale geldiğinde zaaf olarak algılanır. Şam’da yaşananlar, bölgede İsrail’den bağımsız hiçbir denklem kurulamadığını da bir kez daha gözler önüne sermiştir.

Karadeniz cephesinde ise tablo daha da düşündürücüdür.
Rusya tarafından Türk gemilerinin vurulduğu yönündeki iddialar, dördüncü kez tekrarlanmış olmasına rağmen kamuoyuna tatmin edici bir açıklama yapılmamıştır. Bir ülkenin gemileri hedef alınıyorsa ve buna rağmen siyasi iktidar susuyorsa, işte asıl beka sorunu tam da burada başlar.

Benzer sorular Libya sürecinde de akıllara gelmektedir.
TBMM’de Libya tezkeresi kabul ediliyor, ertesi gün Libya Genelkurmay Başkanı ve heyeti Milli Savunma Bakanlığı’nı ziyaret ediyor. Aynı heyeti taşıyan uçağın dönüş yolunda Ankara Haymana civarında düşmesi ise kamu vicdanında doğal olarak soru işaretleri yaratıyor. Olayın resmi açıklamaları elbette esastır; ancak şeffaflık sağlanmadıkça bu sorular dağılmıyor.
Tüm bu gelişmeler, Türkiye’nin dış politikasında giderek artan bir bağımlılık görüntüsü verdiğini ortaya koymaktadır. Özellikle ABD ile kurulan ilişki biçimi, “stratejik ortaklık”tan ziyade “koşullu bağlılık” izlenimi yaratmaktadır.
Tarih ibret alınmazsa tekerrür eder.
Saddam Hüseyin’in sonu ortadadır.
Muhammed Mursi’nin akıbeti bellidir.
Kaddafi’nin nasıl yalnız bırakıldığı hafızalardadır.
ABD, çıkarları bittiği anda müttefiklerini gözünü kırpmadan feda edebilen bir güçtür. Buna rağmen tüm yumurtaları aynı sepete koymak, bir devlet aklı değil, ciddi bir stratejik hatadır.
Türkiye’nin denge siyaseti üretmesi, çok kutuplu dünyada Rusya ve Çin gibi aktörlerle ilişkilerini güçlendirmesi gerekirdi. Ancak görünen o ki iktidar, kendi siyasi hesapları uğruna bu dengeyi kuramamış, ülkeyi tek taraflı bağımlılıklara sürüklemiştir.

Bugün yaşananlar gösteriyor ki;
Türkiye’nin sorunu muhalefet değil, dış güçler değil, söylem savaşları da değil…

Türkiye’nin asıl beka sorunu, yanlış yönetilen dış politika ve bunun bedelini ödeyen millettir.
Umarım bu ülkenin insanları, olup biteni sorgular ve derin bir sessizliğe gömülmeden geleceğine sahip çıkar.
Aksi halde bu yanlış rota, hepimizi daha ağır bedellerin beklediği bir noktaya sürükleyecektir.

Tugay Şahin